İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri 1914 yılında açıldı. Dört yıl sürecek büyük savaş, milyonlarca insanın hayatını altüst ederken Osmanlı Devleti de tarihin en ağır imtihanlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Sayıca ve imkân bakımından kendisinden kat kat üstün ordulara karşı verilen mücadele, yalnızca askerî bir savaş değil; açlığın, yokluğun, fedakârlığın ve bağımsızlık uğruna ödenen ağır bedellerin destanıydı.
Ardından başlayan Millî Mücadele ile bu millet, küllerinden yeniden doğarak bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirdi. Bugün sahip olduğumuz vatanın her karışı; ismi bilinen ve bilinmeyen binlerce kahramanın kanı, alın teri ve fedakârlığıyla bizlere emanet edildi.
“Elin tokadını yemeyen, kendi yumruğunu değirmen taşı sanırmış…”
Bugün gelinen noktada bazı şeyleri iddia etmek, bu milletin gerçek tarihine haksızlıktır.
Çünkü çok iyi biliyoruz ki;
1914-1918 yılları arasında I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti; Kafkasya’dan Çanakkale’ye, Galiçya’dan Filistin ve Suriye’ye kadar uzanan cephelerde aynı anda var olma mücadelesi verdi.
Sayıca ve imkân bakımından kendisinden çok üstün ordulara karşı savaşırken, yüz binlerce Mehmetçik vatan uğruna canını ortaya koydu. Bu büyük savaşta Mustafa Kemal Atatürk de cephede görev aldı; Çanakkale’de 19. Tümen Komutanı olarak Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar’da gösterdiği üstün komutanlıkla savaşın seyrini değiştirdi. Daha sonra Doğu Cephesi’nde Muş ve Bitlis’in kurtarılmasında görev aldı, Suriye-Filistin Cephesi’nde ise 7. Ordu Komutanı olarak vatan savunmasını sürdürdü.
1914-1915 kışında, Enver Paşa komutasında Kafkas Cephesi’nde gerçekleştirilen Sarıkamış Harekâtı’nın amacı, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde kaybedilen Kars, Ardahan ve Sarıkamış çevresini Ruslardan geri almaktı. Ancak dondurucu ayaz, ağır kış şartları, yetersiz teçhizat ve lojistik sıkıntılar nedeniyle askerlerimiz açlık ve soğukla mücadele ederek şehit düştü. Aralarında henüz öğrencilik çağındaki gençlerin de bulunduğu nice Mehmetçik, annesine, babasına ve sevdiklerine kavuşamadan toprağa düştü. Birçoğu düşman kurşunundan önce soğuğa yenildi. Sarıkamış, tarihimizin en acı fedakârlık destanlarından biri olarak hafızalara kazındı.
1915 yılında ise Çanakkale’de dünyanın en güçlü donanmalarına ve ordularına karşı destansı bir direniş sergilendi. Cepheye koşanların arasında henüz okul sıralarında olması gereken gençler de vardı. Nice eğitim kurumu öğrencilerini kaybetti, nice aile evladına kavuşamadı. Anadolu’nun dört bir yanından gelen bu gençlerin fedakârlıkları milletimizin hafızasında derin izler bıraktı; ağıtlara, türkülere ve destanlara konu oldu.
Bugün dahi dilden dile dolaşan Çanakkale Türküsü ve “Hey Onbeşli” türküsü, cepheye uğurlanan gençlerin yarım kalan hayallerini, geride bıraktıkları sevdiklerinin hasretini ve savaşın acı yüzünü yüreklerde yaşatmaya devam eden en güçlü halk ezgileri arasında bulunmaktadır.
1919-1922 yılları arasında başlayan Millî Mücadele’de millet, tam 16 mevsim boyunca bağımsızlığı için savaştı. Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri’nde düzenli ordunun başarısı tüm dünyaya gösterildi. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.” emri, Millî Mücadele’nin simgelerinden biri oldu. Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından düşman orduları Anadolu’dan çıkarıldı; İzmir’in kurtuluşuyla bağımsızlık mücadelesi askerî zaferle taçlandı.
Trablusgarp’tan Balkanlar’a, Çanakkale’den Kafkas Cephesi’ne, Suriye’den Kurtuluş Savaşı’na kadar cepheden cepheye koşan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıyla birlikte; Enver Paşa’nın komutasındaki Sarıkamış’ta, Çanakkale siperlerinde, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve ismi bilinen bilinmeyen nice cephede savaşan binlerce kahraman; ömürlerini, hayallerini ve geleceklerini bu vatana emanet etti.
Bu toprakların tarihi; derin acılarla, büyük fedakârlıklarla ve eşsiz kahramanlıklarla yazılmıştır. Bir milleti ayakta tutan yalnızca kazandığı zaferler değil, o zaferlere ulaşırken gösterdiği sabır, cesaret ve ödediği ağır bedellerdir. Geçmişini unutmayan toplumlar, geleceğini de daha sağlam temeller üzerine inşa eder.
Sözün gerisini ise kıymetli tarihçilere ve tarihin adaletine bırakıyorum.