aohbet islami chat omegla türk sohbet cinsel sohbet dini chat ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhphaberyerel haberibbkartal belediyesituzla belediyesidilovası belediyesipendik belediyesimaltepe belediyesiuğurmumcugökhan yükselimamoğluşadi yazıcı
DOLAR
47,5127
EURO
54,8153
ALTIN
6.175,37
BIST
13.458,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Az Bulutlu
31°C
Salı Açık
31°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
32°C

Kendime de Kızıyorum!…

01.08.2026 11:24
A+
A-

Kendime de kızıyorum. Çünkü ben de çoğu zaman herkes gibi aynı gündemin peşine takılıyorum. Sonra dönüp kendime şu soruyu soruyorum:

Bu ülkenin gerçekten başka gündemi yok mu?

Evet, kabul ediyorum; bir ülkede elbette siyaset çok önemlidir. Ama gerçek anlamda siyaset; adaletin tesis edilmesi, hukukun üstünlüğünün korunması ve toplumun huzurunun sağlanması için yapılır. Eğitimden sağlığa, güvenlikten ulaşıma kadar sunulan bütün kamu hizmetleri, doğru işleyen bir siyasi anlayışın ürünüdür.

Vatandaşların ödediği vergilerin en verimli şekilde kullanılması, kaynakların israf edilmeden toplumun tüm kesimlerine adil biçimde ulaştırılması da siyasetin temel görevlerinden biridir.

Siyaset, aynı zamanda farklı düşüncelere sahip insanları ortak paydada buluşturma sanatıdır. Demokratik toplumlarda herkes aynı fikirde olmak zorunda değildir. Önemli olan, farklı görüşlerin birbirini düşman olarak değil, zenginlik olarak görebilmesidir. Uzlaşma kültürü, demokrasinin ve sağlıklı siyasetin en önemli yapı taşlarından biridir. Çünkü siyaset; çatışmayı büyütmek için değil, sorunları çözmek için vardır.

Günlerdir aynı manşetler, aynı tartışmalar, aynı yüzler ve ezberlenmiş cümleler… Sabah televizyonu açıyorum; aynı başlıklar. Telefonuma düşen haber bildirimleri, akşam ekranlara taşınan tartışma programları, sosyal medyada bitmek bilmeyen polemikler… Sanki koskoca Türkiye yalnızca siyasi çekişmelerden ibaretmiş gibi.

Kendime de kızıyorum. Çünkü çoğu zaman ben de bu gündemin peşine takılıyor, asıl konuşulması gerekenleri gözden kaçırıyorum.

Oysa gerçek Türkiye, ekranlara sığmayacak kadar büyük; dertleri de umutları da çok daha derin.

Bu satırları kaleme alırken, Aydın’ın Çine ilçesinde günlerdir süren orman yangınıyla mücadele devam ediyor. Kavurucu sıcaklar ve şiddetli rüzgârın etkisiyle büyüyen alevlere ekipler havadan ve karadan aralıksız müdahale ediyor. Evler zarar görüyor, mahalleler tedbir amacıyla tahliye ediliyor. Ama bu felaketin en ağır yükünü yalnızca yanan ağaçlar taşımıyor.

Küllere dönüşen; yılların emeği, üretimle yoğrulmuş topraklar, insanların geçim kaynakları ve doğanın sessiz canlıları oluyor.

Ben de bir dönem Aydın’ın Çine ilçesinde yaşamış, Madran Yaylası’nın eteklerindeki o bereketli coğrafyayı yakından tanıma fırsatı bulmuş biriyim. Meyve bahçeleri, zeytinlikler, incir ağaçları ve narenciye kokan o topraklar; yalnızca tarımın değil, emeğin ve umudun da simgesiydi.

Aydınlılara memleketlerini sorduğunuzda, çoğunun gururla söylediği çok güzel bir söz vardır:
“Aydın’ın dağlarından yağ, ovalarından bal akar.”

Bu söz sadece bir deyim değildir; toprağın bereketini, üretimin gücünü ve bu kentin ruhunu anlatır.

Bugün ise o bereketin üzerine duman çökmüş durumda.

Yanan yalnızca ormanlar değil; insanların alın teri, geleceğe dair umutları, binlerce canlının yaşam alanı ve bu toprakların hafızasıdır.

Ama ülkenin gündemi bununla da sınırlı değil.

Adaletin zamanında ve eşit şekilde işlemesini bekleyen, hakkını mahkeme salonlarında, meydanlarda arayan, verdiği mücadelenin karşılığını alabilmeyi umut eden binlerce insan bulunuyor.

Ankara’da haklarını aramak için holding kapısına kendini zincirleyen madenciler var.

Üniversite tercihinde bulunan binlerce genç ise yalnızca bir bölüm seçmiyor; “Mezun olduğumda iş bulabilecek miyim?” kaygısıyla geleceğini şekillendirmeye çalışıyor.

Medya da bu tablonun önemli bir parçası hâline geldi. Günlerce aynı siyasi tartışmalar ekranları doldururken; üretim, eğitim, çevre, bilim, emek ve insan hikâyeleri çoğu zaman geri planda kalıyor. Toplum giderek daha fazla kutuplaşırken, farklı seslerin duyulabildiği ortak bir tartışma zemini oluşturmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Market rafları arasında ay sonunu getirebilmek için her kalemi tek tek hesaplayan emekliler var.

Atanmayı bekleyen öğretmenler, emeğinin karşılığını alamayan çiftçiler, sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkan işçiler var.

Bütün bunlar bu ülkenin gerçek gündemi değil mi?

Elbette siyaset konuşulacaktır. Demokratik toplumlarda siyaset, hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak hayatın tamamı değildir.

Hayat; gün doğmadan tarlasına giden çiftçinin nasırlı elleridir.

Hayat; alevlerin içine hiç düşünmeden giren ormancının cesaretidir.

Hayat; evine ekmek götürmek için sabahın karanlığında yola çıkan işçinin sessiz mücadelesidir.

İşte gerçek Türkiye tam da buradadır.

Ne yazık ki çoğu zaman bu sessiz çoğunluğun sesi, bitmek bilmeyen polemiklerin gürültüsü arasında kayboluyor.
Beni en çok düşündüren de bu.

Asıl tehlike, aynı haberleri günlerce izlemek değil; asıl konuşulması gereken meseleleri yavaş yavaş kanıksamamızdır.

Bir orman yangınını birkaç dakikalık haberle geçiştirip saatlerce kısır tartışmaları izlemeye ne zaman alıştık?

Hayat pahalılığını, eğitimi, üretimi, bilimi ve çevreyi ne zaman ikinci plana bıraktık?

Belki de artık kendimize şu soruyu samimiyetle sormanın zamanı geldi:
Bu ülkenin gerçekten başka gündemi yok mu?

Yoksa bize gösterilen dar gündemin dışına bakmayı mı unuttuk?

Biz burada yangınla, geçim derdiyle ve hakkını arayan madencilerle yüzleşirken; Meclis koridorlarında ise tatile girilmeden önce sunulması planlanan “çerçeve yasa” teklifi üzerine yoğun siyasi temaslar ve görüşmeler yürütülüyor. Bu da ülke gündeminin önemli başlıklarından biri olarak yerini koruyor. Ancak bütün bu gelişmeler yaşanırken, vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkileyen yangınların, ekonomik sıkıntıların, üretimin ve emeğin de aynı ölçüde gündemde kalması gerektiğine inanmak istiyorum.

Bu ülkenin gündemi yalnızca siyaset olmamalı. Çünkü gerçek gündem; insanın, emeğin, adaletin, üretimin, eğitimin, bilimin ve doğanın gündemidir. Bunları konuşabildiğimiz ölçüde daha güçlü, daha huzurlu ve daha umutlu bir ülke olabiliriz.

Umutla ve sağlıcakla kalın.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.