aohbet islami chat omegla türk sohbet cinsel sohbet dini chat ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhphaberyerel haberibbkartal belediyesituzla belediyesidilovası belediyesipendik belediyesimaltepe belediyesiuğurmumcugökhan yükselimamoğluşadi yazıcı
DOLAR
46,2996
EURO
53,7220
ALTIN
6.448,31
BIST
14.501,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
27°C
Perşembe Az Bulutlu
26°C
Cuma Parçalı Bulutlu
26°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
27°C

Fuat Edip Baksı’dan… Osman’a!

16.06.2026 11:28
A+
A-

Bazı şarkılar vardır; ilk notasıyla insanı bugünden alır, siyah-beyaz bir filmin en zarif sahnesine usulca taşır.
Kulaklarımızı ve ruhumuzu örseleyen bugünün o ‘popüler’ gürültüsünden biraz olsun sıyrılmak isterseniz, sizi dilden dile bir yadigâr gibi aktarılan o asil duruşa davet ediyorum.

“Bir bahar akşamı rastladım size…”

Radyoda, plakta ya da bir dost meclisinde bu nağme yükseldiğinde kaçımızın eli kalbine gitmez, kaçımız o derin hicaz ezginin içinde kendimizden bir parça aramayız? Türk sanat musikisinin bu ölümsüz şaheseri, dillerden düşmeyen sözleriyle sadece bir şarkı değil, aslında Türk insanının aşka, kadına ve insani münasebetlere duyduğu o köklü saygının, zarafetin en somut nişanesidir.

Bugün bu satırlarda, dilden dile bir yadigâr gibi aktarılan ve her yankısında kalbimizi ince bir sızıyla titreten o mahzun hikâyenin hafızasını tazeleyip ruhuna sokulurken; hakikatin diğer yüzünü çevirip modern zamanların kulaklarımızı ve içimizi örseleyen o hırçın tezatlığıyla yüzleşeceğiz.

Yazılan her kelimenin bir namusu, her şairin de o kelimeleri kuşanırken taşıdığı bir asalet vardır. Fuat Edip Baksı tam olarak böyle bir kalem işçisidir. Aslen Diyarbakır doğumlu olan, yüksek tahsilini tamamlayıp ömrünü edebiyata, şiire ve Türk dilinin zarafetine adamış bu idealist eğitimci, uzun yıllar İzmir’in köklü ilim ve irfan yuvası Namık Kemal Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak görev yapmıştır.

O dönem İzmir’inde öyle büyük bir iz bırakmıştır ki, neredeyse her on İzmirliden birinin tedrisatından geçtiği, ondan sadece aruz veznini değil, hayatın nezaketini de öğrendiği söylenir. Elli yaşına merdiven dayadığı o günlere kadar hiç evlenmemiş, hayatını sadece kitaplarına, şair ruhunun o naif inzivasına ve öğrencilerine adamış adeta münevver bir beyefendidir.

İşte o asil ruhu derinden sarsacak olan hadise, öğretmenlik yaptığı okulun o cıvıl cıvıl, telaşlı mezuniyet gününde yaşanır. Okulda hummalı bir hazırlık vardır; gençliklerinin en güzel eşiğindeki öğrenciler sağa sola koşuşturmakta, diplomalarını alacak olmanın sevinçli heyecanını yaşamaktadırlar.

Mezuniyet balosunun o tatlı kargaşası içinde, tuvaletleri uçuşan, yerlerde sürünen elbiseleriyle bir odadan bir odaya telaşla geçen gencecik bir kız öğrenci, edebiyat kürsüsünün bu vakur hocasıyla aniden göz göze gelir. Karşısındaki hocasının o derin ve hayranlık dolu nazarlarını fark eden genç kız, saf bir edep ve büyük bir mahcubiyetle hemen başını öne eğer ve oradan uzaklaşır.

Öğretmenlik makamının ciddiyeti ile şair ruhunun o naif imbiği karşı karşıya gelmiştir. Şair, o güne kadar hiç tatmadığı bir hisle, adeta iliklerine kadar titreyerek vurulur bu meçhul kıza. Kendisinden yaşça çok küçük olan öğrencisine duyduğu bu ani ve imkânsız hayranlık, kalbinde ince bir sızıya dönüşürken kalemi eline alır.

Hikâyenin bir diğer rivayetinde ise bu yüz, şairin gençlik yıllarından beri rüyalarında aradığı, İstanbul sokaklarında izini sürdüğü o gecikmiş sevgilidir. İster Çamlıca Kız Lisesi’nin kapısında olsun, ister İzmir’in o neşeli mezuniyet salonunda; değişmeyen tek bir hakikat vardır: Karşılaşmanın asilliği ve aradaki o muazzam mesafe.

Şair, karşısındaki genç kadına “siz” diye hitap eder. Dünyanın en naif sitemini, kendi bükük boynuna yükleyerek sorar: “Daha önceleri neredeydiniz?” Kendisi hayatının son deminde, karşısındaki ise henüz ilkbaharındadır. Bu çaresizliği hiçbir zaman bir dayatmaya, saygısızlığa ya da çiğ bir ilan-ı aşka dönüştürmez.

Şiirini yazar, Selahattin Pınar’ın o muhteşem bestesiyle şarkı ölümsüzleşir ve aradan yıllar geçip o genç kız evlenip Avrupa’ya yerleştiğinde bile, kendisine duyulan bu gizli hayranlığı öğrendiğinde hocasının hatırasına sadece derin bir saygıyla yaklaşır.

Ruhumuzu incelten, o asil duruşun mısralara dökülmüş hali tam olarak şöyledir:

“Bir bahâr akşamı rastladım size
Sevinçli bir telâş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz?

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki “yıllardır aradığın bu”
Şimdi soruyorum büküp boynumu
Daha önceleri neredeydiniz?”

Şimdi gelelim bugüne, kulaklarımızı sağır eden modern zamanların o gürültülü caddelerine… Şimdilerde adına “Osman” denilen bir şarkı türedi. Sosyal medyada bir virüs gibi yayılan, yaşlısından gencine herkesin diline dolanan, videolar çekip arkasında ritim tuttuğu o şarkının sözlerine bakınca insan sormadan edemiyor: Biz ne ara bu kadar kabalaştık, ne ara bu kadar çoraklaştık?

İşin en acı, en yaralayıcı ve trajikomik tarafı da nedir bilir misiniz? Kendisini meta yerine koyan, “sarışın kızlar el yapar, beğenirsem gel yaparım” diyen, kadını VIP locaların, lüks arabaların birer aksesuarı gibi gören bu sığ, bu eril ve aşağılayıcı zihniyete en çok kadınların alkış tutmasıdır.

Topluluklar halinde bir araya gelip, bu pespaye sözlerin eşliğinde kahkahalarla video çeken, oynayan kadınları gördükçe insanın içi sızlıyor. Kadınlık onurunu, o eski şairlerin nezaketle baş tacı ettiği o asil duruşu, kendi elleriyle dijital bir eğlence malzemesine dönüştürüyorlar.

Kendisini nesneleştiren, bir “Osman”ın lütfuna ve arabasındaki Bluetooth’a endeksleyen bu dilin arkasında ritim tutmak, kendi kimliğine, kendi saygınlığına haksızlık etmek değil de nedir? Kendini ezdiren bu cehalet ritmi, modernleşme adı altında sunulan ruhsal bir kölelikten başka bir şey değildir.

Bir tarafta “Derinden bakınca gözlerinize, neden başınızı öne eğdiniz?” diyerek kadının mahcubiyetini baş tacı eden, aşkı bir ibadet gibi yaşayan o eski toprak şair; diğer tarafta “Instagram’ı boş ver, sarışın kızlar el yapar, beğenirsem gel yaparım, VIP locada yer kaparım” diyen, aşkı arabada başlayıp Bodrum’da biten bir tüketim nesnesine indirgeyen o sığ zihniyet…

Kadını bir sosyal medya figüründen, aşkı ise lüks mekânların sahte parıltısından ibaret gören bu dil, ne yazık ki bugünün gençliğinin eğlence malzemesi olmuş durumda. Şarkının bir yerinde geçen “G…
geldi, hepimiz şaşkınız” ifadesi ise, edebiyatın ve müziğin ulaştığı o estetize edilmiş duyguların, sokak ağzının en pespaye haline nasıl kurban edildiğinin acı bir itirafı gibi.

Kulaklarımızı tırmalayan, değerlerimizi altüst eden modern zamanların o popüler şarkısının sözlerini de buraya bırakalım ki, aradaki uçurumun büyüklüğünü hep birlikte görelim:

“Aşığım senin şu gözlerine,
Tavlıyorsun beni sözlerinle.
Ayrılırsak bana “Özledim” de,
“Özledim” de, bana “Özledim” de.

Neredesin şu an hiç bilmiyorum,
Hep Sezen Aksu’yu dinliyorum.
Eski günleri özlüyorum,
Seni çok özlüyorum.
Fazla mı iyiydi aşkımız?
Birbirimizi bulduk, şanslıyız.
Sonra “Ne oldu?” diye bize sorsalar;

G…. geldi, hepimiz şaşkınız.
Her şeyi boş ver,
Instagram’ı boş ver,
Fotoğrafları boş ver,
Her şeyi boş ver.
Bana sarışın kızlar el yapar,
Ben beğenirsem ona “Gel” yaparım.

VIP locada yer yapar,
Ama ben gelirsem onu hep kaparım.
Hani çağırdığın kızlar, neredeler Osman?
Biz Beşiktaş’ta, onlar Caddebostan’da.

Ara kızı, telefonu ver bana Osman,
Hadi gelip arabama binsin kızlar.
Arabada Bluetooth’um yok ama kızlar,
Arabanın kusuruna bakmayın kızlar.
Tabaklar sıra sıra çekiliyor kızlar,

En güzel aşklar arabada başlar.
Söyler şarkımı en güzel kızlar,
Ah şu sarışın kızlar!
Görürüm, kalbim sızlar,
Bodrum’da yepyeni aşklar…”

Aynı topraklarda, aynı dille yazılan bu iki metin arasındaki uçurum, aslında toplum olarak ruhen nereye savrulduğumuzun da açık bir göstergesidir. Bir tarafta sevdiğinin karşısında boynunu büküp “siz” diyenlerin zarafeti, diğer tarafta Beşiktaş-Caddebostan hattında kız tavlama peşinde koşan, arabasında Bluetooth’u olmadığı için hayıflanan Osman’ların dünyası…

Yüksek sesle çalınan o remixlerin, sosyal medya videolarının arkasındaki bu içeriksizleşme, asırlık bir çınarın gölgesinden kopup plastik bir dekorun altında serinlemeye çalışmaya benziyor.

Biz yine de kulaklarımızı o gürültüye kapatıp, ruhumuzu Fuat Edip Baksı’nın o asil mısralarına teslim edelim. Varsın modern zamanlar kendi Osmanlarını yaratsın; kalbi olanlar, aşkı bir bahar akşamının sevinçli telaşında ve o telaşa duyulan ömürlük saygıda aramaya devam edecektir.

Bir başka hikâyede, bir başka yazıda buluşmak dileğiyle…
Kalın sağlıcakla.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.