aohbet islami chat omegla türk sohbet cinsel sohbet dini chat ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhphaberyerel haberibbkartal belediyesituzla belediyesidilovası belediyesipendik belediyesimaltepe belediyesiuğurmumcugökhan yükselimamoğluşadi yazıcı
DOLAR
47,3450
EURO
53,9685
ALTIN
6.162,81
BIST
14.149,91
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Az Bulutlu
Cumartesi Yağmurlu
22°C
Pazar Parçalı Bulutlu
27°C
Pazartesi Açık
30°C
Salı Parçalı Bulutlu
30°C

“İyi Niyet” Ne Zamandan Beri Gazeteciliğin Mazereti Oldu?

24.07.2026 10:16
A+
A-

Ahbap Derneği soruşturması kapsamında ifadeye çağrılan deneyimli gazeteci Fatih Portakal’ın adli süreçte dile getirdiği sözler, son dönem medyasının durduğu yeri anlamak açısından son derece dikkat çekiciydi.

Portakal ifadesinde; geçmişte Haluk Levent ile ilgili karşılıksız çek konusunda bazı olumsuz duyumlar aldığını ancak bunun detayını araştırmadığını, şahsi bir bağışta bulunmayıp yardımlarını doğrudan yaptığını, dernekle herhangi bir ticari ilişkisinin olmadığını vurguladı.

Yayınlarında Ahbap ve Babala TV gibi yapılara yer verirken amacının sadece yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşması olduğunu belirten Portakal, anketlerde ülkenin en güvenilir ismi olarak çıkan bir figüre ve kamuoyundaki yüksek hassasiyete dayanarak hareket ettiğini söyledi.

Ancak ifadesinin en kilit noktası şüphesiz şu cümlelerdi: “Bu konuda kendime de kızgınım zira yapı olarak insanları sorgulamaya yönelten bir insanım. Hal böyleyken bu derneğe yapılacak olan bağışlarla ilgili bu derece güven duyduğum için geldiğimiz aşamada pişmanım. Yapılan yardımların ve toplanan paraların büyüklüğü göz önüne alındığında devam eden süreçte bu şahsa topladığı paraları nereye harcadığı konusunda hesap verilebilir olması yönünde telkinlerde bulunabilir ve bunu açıklamasını isteyebilirdim ancak bunu yapmadım.”

Bu açıklama, yalnızca şahsi bir pişmanlık beyanı olmanın ötesinde; medyanın sivil toplum kuruluşları, dernekler ve popüler figürlerle kurduğu mesleki mesafeyi yeniden sert bir şekilde tartışmaya açtı.

Kamuoyunun gündemine oturan adli süreçler, önümüze yine o tanıdık savunmayı getirdi: “İyi niyetimiz sömürüldü.”

Hiç kuşkusuz iyi niyet, her insan için kıymetli bir erdemdir ve gazeteciler de bundan muaf değildir. Ancak söz konusu gazetecilik olduğunda, iyi niyet tek başına yeterli olamaz. Çünkü bu mesleğin asıl teminatı güvenmek veya anket sonuçlarına sırtını yaslamak değil; sorgulamaktır.

İşte mesele de tam bu noktada derinleşiyor: İyi niyet, kulaktan kulağa yayılan şüpheleri göz ardı etmenin mazereti olabilir mi?

Bir kurumun toplum nezdindeki yüksek itibar algısı, gazetecilikte araştırmanın ve mesleki sorumluluğun yerine geçebilir mi?

Fatih Portakal, meslekte uzun yıllar görev yapmış, kamuoyunu etkileyen haber ve yorumlara imza atmış deneyimli bir isim. İfadesinde de belirttiği gibi, herhangi bir ticari bağı ya da parasal çıkarı olmadan, tamamen afet dönemindeki hassasiyetle ekranını bu yapılara açtığını belirtiyor. Zaten burada mesele bir gazetecinin adli bir suçun parçası olup olmaması değil; doğrudan kendisinin de itiraf ettiği o “gazetecilik refleksinin ertelenmesi” meselesidir.

Kulağına olumsuz duyumlar geldiğini kabul eden, üstelik doğası gereği şüpheci olduğunu belirten bir ekran yüzünün, “kamuoyunda itibar görüyordu” gerekçesiyle şeffaflık çağrısı yapmaktan geri durması sıradan bir özeleştiri olarak görülemez.

Yılların gazetecisinden beklenen; süreç adli makamlara taşındıktan sonra “hesap verilebilirliği talep edebilirdim ama yapmadım” demek değil, kamuoyunu yönlendirme gücünü elinde tuttuğu o ilk andan itibaren o şeffaflığı şart koşmaktır.

Bir dernek, vakıf ya da sivil toplum kuruluşu toplumun gözünde ne kadar “en güvenilir” yapılar arasında görünürse görünürsün, bu durum onun denetlenmeye ihtiyaç duymadığı anlamına gelmez.

Türkiye’de toplumsal fayda sağlayan yapılar ve afet dönemlerindeki dayanışma ruhu her zaman el üstünde tutulur; ancak bu ulvi amaçlar, mali ve idari işleyişin sorgulanmasına asla engel teşkil etmemelidir. Geçmişteki başarılar ya da anketlerdeki popülerlik, hiçbir yapıya ömür boyu “denetimsizlik kredisi” sağlamaz.

Özellikle işin içine milyonlarca liralık bağışlar ve devasa mali kaynaklar girdiğinde, “Kamuoyu güveniyordu, ben de ekranımı açtım” demek gazetecilik ciddiyetiyle bağdaşmaz.

Asıl güven, sözel beyanlarla veya duygusal iklimlerle değil, şeffaflıkla inşa edilir. Bir yapı, topladığı kaynakların nereden gelip nereye harcandığını kamuoyuna açık, bağımsız denetime tabi ve hesap verilebilir şekilde sunabilmelidir.

Gazetecinin ana sermayesi iyi niyet ya da peşin güven değil; mesleğin en temel refleksi olan şüphecilik ve araştırmacılıktır.

Bir kurumu kamuoyuna sunmadan veya ona alan açmadan önce “Bu sistem nasıl dönüyor?”, “Bağışlar nerede toplanıp nasıl harcanıyor?” sorularını sormak ve kamuoyu adına o şeffaflık telkinini en baştan yapmak gazetecilik etiğinin en temel gereğidir.

Şüphesiz ki yaşanan süreçteki hukuki veya maddi sorumlulukları, suçlu ya da suçsuz olanları tayin edecek olan merciler yargı makamlarıdır. Burada amacımız kimseyi peşinen itham etmek ya da yargısız infaz yapmak da değildir. Ancak meslek etiği açısından bakıldığında tablo gayet nettir: Deneyimli bir gazeteci; olaylar gelişip bittikten sonra sadece kendi pişmanlığını dile getiren değil, olası kamu zararlarını ve mağduriyetleri önlemek adına en başından kamu adına hesap soran kişidir.

Aksi hâlde geriye; mesleki sorumluluğunu zamanında ve hakkıyla yerine getirmek yerine, süreç sonunda kendi iyi niyetinin ve kamuoyunun duygusal atmosferinin arkasına sığınan isimler kalır.

​Sorgulayan ve aydınlık yarınlarda görüşmek üzere…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.