Kemal’in Askerleri… Bu Şehrimizde Eylem Yapmaya Yeltenirse
Video başlığı bu şekildeydi.
Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna önderlik etmiş ve hayatını savaş meydanlarında mücadeleyle geçirmiş bir lider değil miydi?
Şu anda bu vatan topraklarında korkusuzca yaşıyor ve nefes alıyorsak, bunun bedelini Gazi Mustafa Kemal ve onun değerli silah arkadaşları, senin, benim, hepimizin ataları ve dedeleri ödememiş miydi?
Bu kutsal vatanın evlatları, bu topraklar için kadını, çocuğu, genci, yaşlısıyla, dalgalanan al bayrağın uğruna mücadele etmemiş miydi?
Bu ülkenin bir ferdi olarak, yaşanan gelişmelerin bizleri birbirimize karşı ötekileştirmesi derin bir üzüntü içindeyim. Türkiye, tarih boyunca farklı görüşleri, inançları ve kültürleri bağrında taşıyan bir ülke oldu. Ancak son dönemde, siyasi kutuplaşmanın tehlikeli bir noktaya ulaştığını gösteren görüntülerle karşılaşıyoruz.
Bugün Twitter’da karşılaştığım bir video, bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Videoda bir grup insan, günlerdir süren Ekrem İmamoğlu protestolarına karşılık olarak bir araya gelmişti. Ancak protesto dili, siyasetten çok dini bir propaganda halini almıştı. “Müslümanlar kazandı, kâfirler kaybetti”, “Münafıklar kaybetti” gibi sloganlar atılıyor, karşıt görüştekilere ağır ithamlarda bulunuluyordu. Oysa karşılarında duran insanlar da Müslümandı. Bu durumda, İslam’ın birlik ve kardeşlik anlayışına tamamen ters bir tablo ortaya çıkıyordu.
Üstelik bu olay, sıradan bir yerde değil, kadim şehirlerimizden birinde yaşanıyordu. Adını anmaya gerek görmüyorum; çünkü bu şehir öylesine büyük, öylesine tarihî bir geçmişe sahip ki, onu birkaç gerginliğe kurban vermek istemem. Bu topraklardan nice kahraman kadınlar (hatunlar), nice yiğit erkekler, Kurtuluş Savaşı’nda cepheye mermi taşıdı. Vatanın bağımsızlığı için savaş meydanlarında canını ortaya koydu. İşte böyle bir şehrin adı, birliktelikle, fedakârlıkla, cesaretle anılmalıydı. Fakat ne yazık ki bugün, bu köklü mirasın aksine, ayrıştırıcı bir dilin yükseldiğine tanık oluyoruz.
Elbette her ay çok değerlidir ve her ay kutsaldır; ancak Ramazan ayının maneviyatına hiç yakışmayan bir dil kullanılmış. Yazık…
Din Hiç Kimsenin Kişisel Aracı Değildir
Kanunumuzda belirtildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti laik ve demokratik bir hukuk devletidir. Her birey, Anayasa’nın 34. maddesiyle güvence altına alınmış protesto hakkına sahiptir. Bu hak, herkes tarafından barışçıl ve hukuka uygun şekilde kullanılabilir.
“Herkes, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”
Elbette protesto yapılabilir, eleştiriler dile getirilebilir. Ancak bunu yaparken, dini bir araç haline getirmek ve toplumu inanç üzerinden bölmek, hem hukuken hem de vicdanen kabul edilemez. Din, kimsenin tekelinde değildir. Hiç kimse, bir başkasının inancını sorgulama, onu “kâfir” ya da “münafık” ilan etme hakkına sahip değildir.
Oysa Kur’an-ı Kerim, bir Müslümanın diğerine “kâfir” demesiyle ilgili net uyarılarda bulunur:
“Herhangi bir kimse, din kardeşine ‘Ey kâfir!’ derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne âlâ. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner.” (Müslim, 1/319)
Tekfir (birini dinden çıkmakla suçlamak), İslam alimleri tarafından son derece ağır bir itham olarak görülmüştür. Nevevi, Sahih-i Müslim Şerhi’nde, bu tür sözlerin günahının geri döneceğini, toplumda fitne ve bölünmelere yol açacağını belirtir.
Ayrıca, İslamiyet gayrimüslimlere dahi hakaret edilmesini yasaklamıştır. Din alimleri eserlerinde, gayrimüslimlere “kâfir” demenin, kör birine “kör” demek gibi olduğunu, bunun bir hakaret ve eziyet anlamına geldiğini ifade eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise şöyle buyurmuştur:
“Kim zimmî (Müslümanların içinde yaşayan gayrimüslim) olan birine eziyet ederse, ben onun hasmı olurum.” (El-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr: VI /19, hadis no: 8270)
Bu Ülke Dini Ayrıştırmalar Yüzünden Çok Acı Çekti
Türkiye, dini ayrışmalar yüzünden defalarca büyük acılar yaşadı. Tarihimize baktığımızda, bu tür bölünmelerin topluma hiçbir fayda getirmediğini görüyoruz. Bugün siyaset, dini referans alarak yapılan kutuplaştırıcı söylemlerle kirletiliyor. Oysa bu topraklarda Müslümanlar, gayrimüslimler, farklı mezhepler ve inançlar, yüzyıllardır bir arada yaşadı. Bu birlikteliğin bozulmasına asla izin vermemeliyiz.
Dün, bu topraklarda Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza mücadele eden insanlar vardı. Bugün ise aynı milletin fertleri, birbirini “kâfir” ilan ederek bölünüyor. Oysa bu topraklarda aynı inancı paylaşan, aynı Allah’a inanan insanlar var. Sırf siyasi görüş ayrılıklarından dolayı dinin, inancın bu şekilde kullanılması büyük bir tehlike oluşturuyor.
Hepimize düşen görev, nefret diline karşı durmak ve toplumsal birliğimizi korumaktır. Türkiye, farklılıklarıyla güçlüdür ve bu gücü yitirmemek için aklıselimle hareket etmek zorundadır.
Anayasamız, her Türk Cumhuriyeti vatandaşı için eşit haklar tanıyorsa, İslam dini de tüm inananlara eşit muamele yapılmasını ve ayrımcılığa karşı durulmasını öğütler. Zira gerçek İslam, nefreti ve ayrımcılığı değil, kardeşliği ve birliği teşvik eder.