İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası vatandaşlar, demokratik haklarını kullanarak çeşitli bölgelerde, özellikle de Saraçhane’de protestolar düzenlemeye devam ediyor. Anayasal bir hak olan gösteri ve protesto, toplumların demokratik işleyişinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ancak bu süreçte bazı provokatör grup grupların sergilediği çirkin tavırlar, protesto hakkının suistimal edilmesine neden olmaktadır.
Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a ve vefat eden annesi Tenzile Erdoğan’a yönelik küfürler, hakaretler ve seviyesiz saldırılar asla kabul edilemez. Aynı şekilde, tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’na yönelik ağır ithamlar ve küfürler de toplumsal vicdanı yaralayan çirkin saldırılar arasındadır. Bu tür ahlak dışı söylemler, demokratik bir protesto hakkının çok ötesine geçerek toplumu kutuplaştırmaya ve kamu vicdanını yaralamaya yönelik provokatif bir eyleme dönüşmektedir.
Burada çok net bir ayrımı yapmak gerekiyor: Bu çirkin saldırıları gerçekleştiren marjinal grupların, protesto hakkını barışçıl bir şekilde kullanan vatandaşlarla, parti başkanlarıyla ve partililerle hiçbir ilgisi yoktur. İzleyip takip edip görüyoruz… O meydanlarda demokratik haklarını savunmak için bulunan insanları bu seviyesiz saldırılarla aynı kefeye koymak büyük bir haksızlık olur.
Protesto bir haktır, ancak hakaret ve küfür suçtur!
Bu noktada, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ortaya koyduğu net ve sağduyulu duruş özellikle dikkate değerdir. Özel, bugün itibarıyla sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanarak bu ayrımı çok açık bir şekilde ortaya koymuştur:
**”O KÜFRÜ KENDİ ANNEME EDİLMİŞ SAYIYORUM.
Biz siyasetimizi de itirazımızı da temiz bir dille yaparız. Bir siyasetçinin ailesine kötü söz söyleyen, küfür eden bizden değildir.
Protesto ile hakareti birbirine karıştırmak kabul edilemez. Küfür etmek, hele hele aileye, anneye küfür asla kabul edilemez. O küfrü kendi anneme edilmiş sayıyorum.
Bu küfür edenlerle, Saraçhane’de milli iradeye sahip çıkan, demokratik bir Türkiye isteyen, barışçıl gösteri yapanları kimse birbirine karıştırmasın.
Bunun üzerine kimse milyonların haklı tepkisine algı operasyonuyla direnmeye yeltenmesin.
Birkaç kendini bilmezin terbiyesizliği üzerinden, milletin bu itirazını değersizleştirmeyin!”**
Özgür Özel’in bu açıklaması, toplumsal gerilimi artırmak yerine sağduyulu bir çizgide kalınması gerektiğini vurgulaması açısından oldukça kıymetlidir. Kendisi, demokratik haklar ile seviyesiz saldırılar arasındaki farkı açıkça ortaya koyarak, siyasetin temiz bir dil ve ahlaki bir duruş gerektirdiğini ifade etmiştir. Bu anlamda kendisini tebrik ediyorum.
Anayasa ve Hukuki Çerçeve
Ben bir anayasa hukukçusu değilim, ancak okuduğum ve bildiğim kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesi, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” hükmünü içerir. Ancak bu hakkın kullanımı kamu düzeni, genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini ihlal etmeyecek şekilde sınırlandırılabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. maddesi, vatandaşlara “silahsız ve saldırısız” bir şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını tanımaktadır. Ancak bu hakkın sınırı, şiddet, nefret söylemi ve hakaret içermeyen barışçıl bir çerçevede kalmasıdır. Hukuk, kişilerin onur ve saygınlığını koruma altına alırken, eleştiri hakkı ile hakaret arasındaki çizgiyi de açıkça belirlemiştir.
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine göre, bir kişiye kamuya açık bir alanda hakaret edilmesi suçtur ve belirli cezai yaptırımları vardır. Ayrıca, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi uyarınca, halkı kin ve düşmanlığa tahrik edici söylemler de suç kapsamına girmektedir. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vefat etmiş annesine ve eşine, İmamoğlu’nun eşine yönelik hakaretler ve küfürler, yalnızca ahlaki açıdan değil, hukuki açıdan da ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Bu doğrultuda, bu çirkin saldırıları gerçekleştirenler hakkında adli işlemlerin başlatıldığı ve bazı kişiler için tutuklama kararları alındığı bilgisi kamuoyuna yansımıştır.
Demokrasi Kültürü Ne Gerektirir?
Demokrasilerde protesto, yalnızca bir hak değil, aynı zamanda toplumsal bilinç ve sorumluluk gerektiren bir süreçtir. Eleştiri ve itiraz hakkı, hakaret ve aşağılamaya dönüşmemeli; siyasi farklılıklar, toplum içindeki nezaket ve saygı kültürünü zedeleyecek bir seviyeye ulaşmamalıdır. Ülkemizin geçmişinde benzer olaylarda yaşanan kutuplaşmaların topluma nasıl zarar verdiği unutulmamalıdır.
Şimdi en büyük sorumluluk, demokratik haklarını barışçıl şekilde kullanan vatandaşlara ve sağduyulu kamuoyu temsilcilerine düşmektedir. Toplumsal barışın korunması, farklı siyasi görüşlerin medeni bir şekilde ifade edilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu tür çirkin ve ahlak dışı söylemleri şiddetle kınıyor, yetkililerin hukuki süreçleri titizlikle yürütmesini ve bu tür saldırıların önlenmesi için gerekli adımların atılmasını bekliyoruz.
Saygılarımla…