aohbet islami chat omegla türk sohbet cinsel sohbet dini chat ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhphaberyerel haberibbkartal belediyesituzla belediyesidilovası belediyesipendik belediyesimaltepe belediyesiuğurmumcugökhan yükselimamoğluşadi yazıcı
DOLAR
41,1442
EURO
48,1316
ALTIN
4.560,43
BIST
11.288,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
29°C
Pazar Parçalı Bulutlu
33°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Salı Açık
31°C

Nevin Özbar

nevinozbar12@gmail.com

Her Şeyin Fazlası Hep Yorar

03.08.2025 12:30
A+
A-

Bir mağazadan çıkıp diğerine girdim …

Mobilyacılar, mutfak eşyası satan dükkânlar, ev aksesuarı köşeleri…
Her yerde ayrı bir “ihtiyaç” sesi fısıldanıyor insana.
Bir de şu meşhur “1 milyoncular” var ya… İsmi hâlâ öyle ama içerisi çoktan milyonları aşmış ürünlerle dolu.

Rengârenk objeler, plastik süsler, türlü türlü ıvır zıvır… Hangi köşeye baksanız, “Bir gün lazım olur.” hissiyle alınıp evin bir yerine sıkıştırılacak bir şeyler…

Alışveriş merkezlerine girdiğinizde durum daha da abartılı…
Modaya göre dizilmiş, her biri sanki bir yaşam biçimi satıyormuş gibi sunulan vitrinler:
Altın varaklı koltuklar, yılın rengine göre değişen halılar, perdeyle takım yapılmış kırlentler…
Sanki her yıl, sırf eskimediği hâlde değiştirmemiz gereken bir şey mutlaka var!

İşte bu koşuşturmanın tam ortasında insan bir durup düşünmeden edemiyor:
Gerçekten neye ihtiyacımız var?
Ve ne kadarını sadece alışkanlıktan ya da başkalarına ayak uydurmak için taşıyoruz evimize, sırtımıza, ruhumuza?

Garip ama gerçek… İnsan önce bir ev sahibi olur. Sığınılacak bir çatı, dört duvar, bir köşe… Ardından o boşluk, zamanla eşya ile dolar.
Bir masa, bir sandalye, birkaç halı, bir perde, bir yatak…

Sonra her şey çoğalmaya başlar.
Bir masa olur iki, bir sandalye sekize çıkar.
Renkli kupalar dizilir raflara, desenli yastıklar sarar koltukları, hiç kullanılmayan tencereler kaplar dolap içlerini.
Sırf göze hoş göründüğü için alınmış objeler, moda uğruna birikmiş onlarca kıyafet, ayakkabı ve çanta…

Ve bir bakmışsınız ki; yaşadığınızı sandığınız o ev, aslında eşyaların arasında sıkıştığınız bir hayatın diğer adı olmuş.

Zamanla anlar insan… Gerçekten neye “ihtiyaç” duyduğunu.
Hayat dediğimiz şeyin üzerine eklenen her yeni nesne, fark ettirmeden bir yük olur sırtımıza;
Bir gölge düşürür evimize, bir kalabalık çöker ruhumuza.
Sahip olduklarımızın çokluğu, ancak bir durup baktığımızda görünür hâle gelir.
Ve işte o anda fark ederiz: Yaşamak için aslında çok az şeye ihtiyaç vardır.

Evler dolup taşar ama içimizde bir boşluk gezinir.
Gardıroplar ağzına kadar doludur, yine de “Giyecek bir şeyim yok.” yakınması bitmez.

Raflar, kutular, çekmeceler… Hep “Bir gün lazım olur.” endişesiyle saklanmış şeylerle tıka basa doludur.
Oysa neyin ne zaman lazım olacağına çoğu zaman biz değil, hayat karar verir.
Bizim sandıklarımız değil, onun getirdikleridir belirleyici olan.

Başta fark edilmez.
Eşyalar çoğaldıkça, hayatın da genişlediği sanılır.
Tükenmeyen ihtiyaç listeleri, tatmin edilmemiş arzuların izlerini taşır.
Ama içten içe daralır ruh.
Gözün her köşede gördüğü kalabalık, zihni yorar.
Elin değdiği her nesne, bir başka hesapla, bir başka yükle gelir.
Kalp bile boğulur bu görünmez fazlalıkların içinde.

Çünkü eşya yalnızca mekânda yer kaplamaz;
Düşünceyi de işgal eder, zamanı da, duyguyu da…
Alınan her şeyin bir bedeli olur.
Parasıyla değil; taşımasıyla…
Saklamasıyla…
Ve bir türlü “kıyamamasıyla…”

Peki, neden bu kadar çok şey isteriz?
Belki bir eksikliği doldurmak içindir bu çaba,
Belki içimizdeki boşluğu bastırmak için…
Belki de herkesin yaptığını sorgusuzca yapmaktan ibarettir tüm çabamız.
Ama o soruyu bir kez sorduğumuzda değişir her şey:

“Neye gerçekten ihtiyacım var?”

Bu sorunun cevabı genelde kısa ve nettir: Pek az şeye.

Fazlalıklar gitmeye başladığında geriye sade ama gerçek bir yaşam kalır.
Gösterişsiz, yığından arınmış bir düzen…
Yalnızca işlevi, anlamı ve hafifliği olan bir yaşam.

Ve bir de ferahlık…
Derli toplu bir oda gibi bir ruh hâli…
Camı açılmış bir ev gibi bir iç dünya…

Kimisi bir kıyafetle başlar sadeleşmeye, kimisi mutfak dolabındaki fazlalıkları eler.
Kimisi bir fotoğraf kutusuna kıyamaz, kimisi yıllardır el sürmediği eşyalara veda eder.
Ama herkes aynı yere varır: Azaldıkça çoğalır insan.

Her eşya biraz toz tutar,
Biraz da insanın omzuna ağırlık koyar.
İşte bu yüzden bugün, o fazlalıklardan birine bakmak;
“Gerçekten gerek var mı?” diye sormak
Ve bu soruya cesurca eğilmek…
Asıl sadeleşmek budur.

Çünkü her şeyin fazlası gerçekten yorar.
Az, bir yük değildir.
Az, bir özgürlüktür.

Eksilmekten korkmayın.
Bazen en iyi tamir, bir şeyleri bırakmakla başlar.
Yeni yerler görün, yeni insanlar tanıyın.
Hayat; alınanlarla değil, yaşanılanlarla birikir.

Gözün değil, gönlün doyduğu bir düzen kurun kendinize.
Eksilmek, kayıp değil; kazançtır.
Çünkü insan, eşyaları azalttıkça kendine daha çok yer açar.

Artık mesele; kimin ne aldığı, ne giydiği, ne gösterdiği değil…
Asıl mesele, o kalabalığın arasında hâlâ kendinize ait bir köşe bulup bulamadığınızdır.

Unutmayın:
Hayat sadeleştikçe derinleşir,
Azaldıkça güzelleşir.
Ve insan, eşyadan sıyrıldıkça kendine yaklaşır.

Benim düşüncelerim bu yönde… Siz ne dersiniz, değerli dostlarım; fazlalıkların gölgesinde sade bir yaşam mümkün mü? Görüşlerinizi duymak isterim.

Kalın sağlıcakla…

Yazarın Diğer Yazıları