Eğitim, bir toplumun ortak hayalini kurar; bireyleri o hayale uygun donanımlarla yetiştirir. Siyaset ise kamu yararını önceleyerek devlet işlerini yürütme sanatı ve sorumluluğudur. Bu iki alan kimi zaman kesişir ama asla birbirinin yerine geçmez. Partiler kendi vizyonları doğrultusunda eğitim politikalarında farklı tercihler yapabilir; ancak bu farklılaşma, eğitimin bilimselliği, evrensel kalite ölçütleri ve eşitlik ilkesiyle çatışmamalıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın asıl vazifesi, bir ülkenin geleceğini yapılandıran en kritik kurumlardan biri olmasıdır. Bu makamın öncelikleri ise şunlardır: tüm yurttaşlara eşit, adil ve nitelikli eğitim sunmak, bilimsel, tarafsız ve kapsayıcı politika üretmek, söz ve eylemleriyle eğitimin güvenilirliğini pekiştirmek. Zira eğitim sadece müfredattan ibaret değildir; bakanın toplum önündeki dili, üslubu ve öncelik sıralaması da eğitim iklimini doğrudan etkiler.
Hangi dönem olursa olsun siyasetin eğitimi gölgelemesi gerektiğini yurttaş olarak hepimiz biliriz. Ancak son dönemde eğitim politikalarından çok siyasi polemiklerle gündeme gelen açıklamalar, eğitimin ana eksenini görünmez kılıyor. Oysa bir Milli Eğitim Bakanı, öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin beklentilerini merkeze alan, tüm kesimleri kucaklayan bir tutum sergilemek zorundadır. Siyasi gerilimin gölgesinde kalan eğitim, öngörülebilirliğini yitirir; gençlerin sisteme olan güveni zedelenir.
Şimdi bakıyoruz; Bakanın sarf ettiği sözler ve bu sözlerin ortaya koyduğu tablo, konunun özünü daha net biçimde ortaya çıkarıyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in kamuoyunda tartışma yaratan ifadeleri, bir televizyon programında şu sözlerle gündeme geliyor:
“RTÜK’ün, Özgür Özel’in konuşmalarına +18 yaş kriteri getirmesi gerekiyor. Çünkü konuşurken kullandığı ifadeler hakaret içeriyor. Ve devam ediyor… “Özgür Özel’in, siyasi parti liderleri olarak bir örneğini daha görmedim. Siyasi parti olarak seviyenin bu kadar düşürüldüğüne dair de bir örneği daha önce hatırlamıyorum. Ben siyaset bilimciyim; Türk siyasal hayatı doçentlik alanım. Siyaset ve alanlar, Cumhuriyet Halk Partisi tarihini de çok yakından okumuş, hatta bu konuda çok sayıda yazı yazmış bir insanım. Bu yüzden söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni adına üzülüyorum. Ne dediği, neyi savunduğu ve ideolojik tutarlılığı net olmayan bir CHP Genel Başkanı var. Kendisini tanımlamakta gerçekten zorlanıyoruz.”
Tekin, bir diğer televizyon yayınında ise Özgür Özel’i şu sözlerle eleştiriyor:
“Ben daha önce de spontan bir biçimde şeye benzetmiştim: Fikret Kızılok’un ‘Alaturka Liberal’ şarkısına benzetmiştim: ‘Gözlerin keman çalardı, dudakların darbuka.’ Özgür Özel’in içinde bulunduğu ruh hâli bana bu sözleri hatırlatıyor; ideolojik anlamda bir tutarsızlığı yansıtıyor. Bu durum biraz da seçildiği kongrede yaşananlardan kaynaklanıyor olabilir; belki bir anda genel başkan olması, delege oylarının satın alındığı iddiaları… Böyle bir psikolojiyle hareket ederek herkese saldıran, demokratik değerleri zedeleyen, hukuk devletini hiçe sayan ve koltuğunu korumaya çalışan bir dil kullanıyor.”
Bakan Tekin değerlendirmelerine şu ifadelerle devam ediyor:
“Ben bu son tartışmaları da bu şekilde değerlendiriyorum. Bu, Türk siyasetine de zarar veriyor, demokratik yapısına zarar veriyor. Ben kendi adıma, sorumlu olduğum alan adına söylüyorum: Türk gençlerinin, Türk çocuklarının demokrasiye ve hukuk devletine olan güvenlerinin sarsılmasına sebebiyet veriyor. Hepsinden de önemlisi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, cumhuriyetle yaşıt olan bir partinin genel başkanı nihayetinde… Böyle herkese saldırarak, demokratik değerleri ayaklar altına alarak, hukuk devleti ilkesini hiçe sayarak, kendi bulunduğu koltuğu herhalde garanti altına almaya çalışan bir dili var.”
Şimdi baktığımızda bu cümleler, tartışmayı eğitimin özünden alıp siyasetin sıcak alanına taşıyor. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı koltuğu, günlük siyasi polemiklerden daha yüksekte, kamusal sorumluluk düzleminde konumlanmalıdır.
O halde hep birlikte soralım: eğitimin asıl gündemi ne olmalı? Eğitim politikası, bütün vatandaşların ortak zemini olmalıdır. Bakanın dili, o zemini daraltmamalı; genişletmelidir. Öğretmenler kariyer planını, öğrenciler hedeflerini, veliler beklentilerini sağlam zeminde kurmak ister. Polemik dili bu zemini kayganlaştırır. Siyasi söylem çoğaldıkça, öğretmen atamaları, müfredat niteliği, ölçme ve değerlendirme sistemi gibi somut başlıklar arka planda kalır.
Bir bakanın öncelik listesi şu başlıklarda netleşmelidir: öğretmen politikası (atama, istihdam, mesleki gelişim, motivasyon ve liyakat temelli kariyer basamakları), müfredat ve içerik (bilimsel temelli, çağın becerilerine odaklı, ideolojik ağırlıklardan arınmış yapı), fırsat eşitliği (bölgesel ve sosyoekonomik farklılıkları azaltan kaynak dağılımı; dezavantajlı öğrenciler için destek mekanizmaları), ölçme–değerlendirme (ezberi ödüllendirmeyen, öğrenmeyi görünür kılan adil sistem; sınav odaklılığın azaltılması), okul güvenliği ve altyapı (deprem ve afet riskleri dahil olmak üzere güvenli binalar; donanımlı laboratuvarlar, kütüphaneler, spor alanları), erken çocukluk ve rehberlik (psikososyal destek, rehberlik ve kariyer danışmanlığı), dijital dönüşüm (altyapı, öğretmen eğitimi, içerik üretimi ve siber güvenlik; öğrenciyi pasif tüketiciden üretken dijital yurttaşa dönüştüren yaklaşım), paydaş katılımı (öğretmen, veli, öğrenci ve sivil toplumla şeffaf, sürekli ve kurumsal diyalog).
Ve en önemlisi, siyasetin üstüne konumlanan bir dil mümkün olmalıdır. Bakanlık makamından yükselen söz, bir partinin değil, bütün toplumun sesidir. Bu nedenle kullanılan her ifade, sınıfın kapısından içeri girer; öğrencinin motivasyonuna, öğretmenin mesleki itibarına, velinin devlete duyduğu güvene temas eder. Eğitimde tarafsızlık sadece müfredatta değil, bakanın üslubunda da görünür olmalıdır.
Birer yurttaş olarak hepimiz isteriz ki eğitimde görev tanımı net, hedef berrak olsun. Milli Eğitim Bakanı’nın asli görevi; yorum yapmak değil, eğitimin sorunlarını çözmektir. Eğitim, siyasetin gündem maddesi değil; toplumun ortak geleceğidir. Bu yüzden ihtiyaç duyulan şey, söylemi sükûnetli, pusulası bilim olan; politikayı sınıf kapısının dışına, eğitimi ise hak ettiği merkezî konuma yerleştiren bir yönetim anlayışıdır.
Eğer eğitim, siyasetin sert rüzgârlarına emanet edilirse; nitelikli, eşit ve özgür bir eğitim hayal olmaktan öteye geçemez. Oysa toplumun beklentisi açıktır: sorumluluk alanı net, hedefi berrak, söylemi tarafsız bir bakanlık… Çünkü eğitim, herhangi bir partinin değil; bütün ülkenin geleceğidir.
Unutmayalım ki, eğitim siyasetin değil; toplumun ortak geleceğinin pusulasıdır ve bütün ülkenin meselesidir.
Eğitimin ışığıyla kalınız.